İşçinin İşvereni Eleştirmesi, İK md. 25/2-b Kapsamında Değerlendirilebilir mi?
- Av. Deniz Helvacı
- 9 Nis 2024
- 7 dakikada okunur
Güncelleme tarihi: 23 Ağu 2024
A. Somut Olay:
İşveren, bir bakanlığın gerçekleştirdiği kamu hizmetini desteklemek için kurulmuş bir vakıf olup, işçi 10 yıldır bu vakfa bağlı olarak çalışmaktadır.
İşçilerin maaşlarına yapılan zammın, enflasyonun altında kalması ve vakıf yöneticilerinin, işçilere oranla daha yüksek bir zam almaları nedeniyle, üçüncü kişilere kapalı olan, sadece onaylanan kişilerin görebileceği sosyal medya hesabında, güncel sebze-meyve, yakıt fiyatlarını dile getirerek, vakfın işçilere, vakıf yöneticilerine göre daha düşük oranda zam yapmasını eleştirmiş ardından, bu eleştirisini, “ Vakfın merkezinde yer alacakları seçmeden önce sığır çobanlığı yapmış olmalarına dikkat ederlerse, en azından hayvanların önüne eşit yem atmayı bilirler.” Biçiminde dile getirmiştir.
Ertesi gün işçinin savunması istenmiş ve iş akdi, işverence İK md. 25/2-b, “İşçinin, işveren yahut bunların aile üyelerinden birinin şeref ve namusuna dokunacak sözler sarfetmesi veya davranışlarda bulunması, yahut işveren hakkında şeref ve haysiyet kırıcı asılsız ihbar ve isnadlarda bulunması.” gereğince feshedilmiştir.
İşverenin, işçinin işbu sosyal medya paylaşımını nasıl gördüğü sorusu cevaplanamamış olmakla birlikte, iş hukuku bakımından işçinin 10 yıllık kıdem tazminatı ile, ihbar tazminatı ve fazla mesai alacağı bulunmaktadır.
B. Olayın Hukuki Değerlendirilmesi:
Ba. DÜŞÜNCE, ELEŞTİRİ VE İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ ARASINDAKİ İLİŞKİ:
İnsan duygu ve düşüncelerden müteşekkil bir canlıdır. Duygu ve düşüncelerin dış dünyaya yansıtılması/ aynı türden bir başka canlıyla paylaşılması, benliğin, varoluşun, bu nedenle psikolojik sağlığın korunmasını, gerçekleşmesini sağlar. Duygu ve düşüncenin ifadesi, canlının kendi varoluşunu ifade etmesi demektir.
İnsanı hayvanlardan ayıran özellik ise hak/hakikat güdüsüne sahip olmasıdır. Aynı kökten türeyen bu iki kelime, dış dünyada yer alan olgular hakkında sahip olunan düşünceye/inanca işaret etmektedir. Keza İngilizce'de ve pek çok dünya dilinde olduğu gibi "right" (fr. Droit) kelimesi, hem hakkın hem gerçeğin hem de doğruluğun karşılığı olarak kullanılmaktadır ve fakat hak, aynı zamanda bir emek karşılığı alacağı bulunmak, hak kazanmak demektir. Hakkın ve hakikatin ne olduğu sorusuna ise içinde bulunduğumuz çağda vicdan, akıl ve kritik etmek (eleştirmek) aracılığıyla cevap verilebilir.
Dünya tarihinde yaşanmış bir savaş, siyasi iktidarın bir kararı, işverenin yapmış olduğu zammın oranı, yalnız tek bir hakikate sahip değildir. Bu olgular, ona bakan birbirinden farklı perspektiflerin, bakış açılarının çokluğu kadar doğruluğa ve gerçekliğe sahiptir. Burada yer alan doğruluk kavramı, içinde var olan değer yargısından bağımsız olarak düşünülemez. Eleştiri de olgular hakkında verilen yargıları içerdiğinden, bir öznenin sahip olduğu düşüncenin özel bir türüdür.
Eleştiri, TDK güncel sözlüğüne göre; bir insanı, bir eseri, bir konuyu doğru ve yanlış yanlarını bulup göstermek amacıyla inceleme işi, tenkit anlamına gelmektedir. Eleştiri, her bir olgu hakkında birbirinden farklı düşüncelerin ortaya atılmasına sağlayarak, olanın, olması gerekene yaklaşması ve daha iyi bir yaşamın oluşturulmasına imkan verdiği için, bu özelliği ile medeniyet ve kültüre hizmet eder. Bu sebeple belli ölçülerde rahatsız edici veya incitici ya da düşündürücü özellik taşırlar. Böylelikle eleştiri, kişilerin bir olgu hakkında sahip oldukları düşünceleri, hakikatleri ifade etmeleri anlamına gelmesi, bu ifadenin sağlıklı bir ruh halinin, her bireyin manevi varlığını geliştirmenin ve böylece kendisini gerçekleştirmenin temel koşulu ve insan olmanın ana ilkesi olması hasebiyle AİHS md.10 ve Anayasa md 17, md.25 ve 26 tarafından korunmakta olan bir özgürlüktür.
Bb. AİHS IŞIĞINDA ELEŞTİRİ VE İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ :
AİHM, bir kararında ifade özgürlüğünün sadece kabul edilen, zararsız ya da farklı olan "bilgi" ya da "düşünceler" için değil ama ayrıca hoşa gitmeyen, sarsıcı ya da rahatsız edici olanlar için de geçerli olduğunu, bunların, "demokratik toplumun" onlarsız olamayacağı çoğulculuğun, hoşgörünün ve açık fikirliliğin gereği olduğunu, 10. maddede açıklandığı gibi bu özgürlüğe yapılan sınırlamaların her halde dar yorumlanması gerektiğini ve herhangi bir sınırlama gereksiniminin ikna edici bir biçimde ortaya koyulması gerektiğini...” ifade etmektedir. (22 Nisan 2013, Başvuru No:48876/08)
Düşünce, eleştiri ve bunları ifade etmenin, maddi ve manevi varlığı gerçekleştirmek, insan ve demokratik bir toplum bakımından büyük önemi nedeniyle taraf olduğumuz Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ifade özgürlüğünün kural, sınırlamanın istisna olduğunu ve bu özgürlüğe yönelik toleransın ölçüsünü, verdiği ihlal kararlarıyla nitelemiştir.
Bc.İŞVEREN İLE İŞÇİ ARASINDAKİ İLİŞKİ VE İŞÇİNİN ELEŞTİRİ HAKKI:
İşveren ile işçi arasındaki akit temelinde bir tarafın ekonomik olarak diğer taraftan üstün olması nedeniyle, doğası gereği eşitsiz olan bir ilişki üzerinde kurulur. Tarafların karşılıklı rızaları; işverenin, işçiyi gözetme, ücret ödeme borcu ile işçinin sadakat ve iş görme borcunun yerine getirilmesi yükümlülüğünü doğurur. Ancak sözleşmenin kurulması ile işverene bağımlı olarak çalışma konusunda rıza gösteren işçi, hiçbir temel hak ve özgürlüğünden feragat etmiş sayılmaz.
İşçi, eleştiri hakkı ile ifade özgürlüğü sınırları içerisinde kendi perspektifinden gördüğü hakikati başkalarına aktarma, paylaşma, yayma, tartışma hakkına her daim sahiptir.
İşte, dava konusu fesih, müvekkilin bu hakkını kullanması nedeniyle yapılmış olup; işverenin, kendi ukdesinde ifade özgürlüğünü kullanarak, kendisini eleştiren bir işçiyi düşüncesi nedeniyle kınadığının, kendi ukdesinde kendini eleştiren bir işçiyi bulundurmak istemediğinin göstergesidir.
Bd.FESHE NEDEN OLAN SÖZLERİN İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ SINIRINI AŞIP AŞMADIĞI MESELESİ:
İşçinin sosyal medya paylaşımı yaptığı tarihte, TÜİK'in verilerine göre, 12 aylık ortalama Tüfe artışı %15 ,18 dolayındadır ve gıda ve ev eşyasında hissedilen %20'dir. İşçi de paylaştığı gönderide ücretine yapılan zam ile alım gücü arasındaki uçurumun yarattığı eşitsizliğe işaret etmiştir. Bu sözler, zorunlu tüketim malları olan gıda ve elektrik/doğalgaz fiyatlarında meydana gelen artışa, yapılan zammın bir etkisinin bulunmadığını ifade etmektedir. İşçi, emeğini ve zamanını aynı biçimde işverene sunmakta fakat karşılığında aldığı, ülkenin ekonomik durumu nedeniyle gün geçtikçe azalmaktadır.
İşveren, bir devlet vakfı olması nedeniyle esasında hükümetin ekonomiye ilişkin davranışlarına karşı beyan edilen siyasi düşünceden her halde etkilenmesi kaçınılmazdır. İşveren ile işçi arasındaki ilişki, mevcut politik durumdan bağımsız olarak düşünülemez. Bu nedenle de daha geniş bir hoşgörü göstermek zorundadır. Bununla birlikte kamuya yararlı bir vakıfta çalışmak, siyasete ve ekonomiye dair eleştirileri ifade etmekten imtina edilmesini, düşüncenin bastırılmasını mecbur kılamaz.
İşçinin bu siyasi/ekonomik eleştirisi, nasıl işverenin şeref ve namusuna dokunduğu biçiminde nitelenmiş ve iş yerinde nasıl düzensizliğe ve huzursuzluğa sebep olmuştur, bu husus cevaplanmaya muhtaçtır.
İşçinin, gelir adaletinin daha iyi olacağına ilişkin benzetme olarak kendini sığır, işvereni çoban yerine koyması, şeref ve namusa dokunacak biçimde mi yorumlanmıştır? Oysa bu metaforun kadim bir tarihi vardır: Müslümanlıkta, Hz. Yakup, Hz. İshak, Hz. Musa çobanlıkla uğraştıkları gibi Hz. Muhammed de küçüklüğünde çobanlık yapmıştır. Hristiyan kültüründe ise, İtalyan yazar, kültür tarihçisi, Umberto Eco'nuun Gülün Adı isimli eserde değindiği gibi yöneticiler için çoban, yönetilenler için ise kuzu/koyun benzetmesi yapılır. Bu metafor, çobanlık mesleğini aşağılamadığı gibi, avantajlı durumda bulunan ve bir kimse üzerinde söz sahibi olan kişinin sahip olması gereken, merhamet, koruyuculuk, eşit davranma gibi özelliklere atıf yapmakta, kültürel kodları bulunmaktadır. Dolayısıyla söz konusu benzetme işçi ile işveren arasındaki ilişkinin doğru bir tanımıdır ve hakaretamiz, küçük düşürücü, incitici bir nitelikte olmayıp ifade özgürlüğü sınırını aşmamaktadır.
Bu eleştirinin iş yerinde meydana getirdiği düzensizlik ve olumsuz durumların gerçekleştiği iddiasının ispat külfeti işverende olup, karşı taraf bu iddiayı ispat edememiştir. İşçi, Yargıtay'ın da isabet ettiği üzere, üçüncü kişilere kapalı, belli bir grup içerisinde (22.HD. E.2016/16290, K. 2016/17802, T. 14.06.2016), paylaşımların sadece aile ve arkadaşlarla sınırlı olduğu bu nedenle özel hayat alanı içinde bulunan bir mecrada bu paylaşımı yapmıştır. İşveren, işçinin özel hayatına ilişkin talimatlar veremez. Öte yandan böyle bir kapalı grup içinde üçüncü kişilere arz edilmeyen bu paylaşım, ancak işverenin bir başka işçisi tarafından işverene iletilebilir ki bu husus da Yargıtay'ın bir başka kararında olduğu gibi gizli kalması gereken verinin yasak bir şekilde elde edilmesi olup, feshin geçersizliği sebebidir. (9. HD. E. 2016/14205, K. 2017,9526 T.1.6.2017)
Kaldı ki, böyle bir eleştiri iş yerindeki çalışmayı etkilemek, düzensizlik yaratmak için elverişli değildir. Aksi halde ülkenin genel ekonomik durumuna yönelik yapılan her eleştirinin bütün işverenleri incitmesi gerekeceğinden, işçilerin ekonomiye ilişkin eleştirilerini beyan etmemeleri, susmaları beklenmelidir ki bu ifade özgürlüğünün baskılanması anlamına gelir. Ancak işçinin sözleri, yalnızca bu eleştiriden işverenin de payını alarak, yaşadığı gelecek kaygısından ve içine düştüğü kötü durumdan sitem edişinden ve daha iyiye yönelik arzunun ifadesinden başka bir anlama gelmemektedir. Bu sözler, olsa olsa ağır eleştiri niteliğindedir. (22.HD. E.2016/16290, K. 2016/17802, T. 14.06.2016)
Öte yandan, işçinin, ücrete yapılan zamma ilişkin iş yerinde iş arkadaşlarına karşı kendi görüşünü söylemeyip, sosyal medya yoluyla bu sitemini ifade etmesinde ülkenin sosyal ilişkilerini gösteren vahim bir durum mevcuttur. Maalesef ülkemizde, siyasi iktidara ve buna bağlı olan işlemlere yönelik her türlü farklı düşünceyi söylemek, terör örgütü üyesi olmakla, dış mihrakların ajanı olarak yaftalanmakla karşılanmaktadır.
İşçinin iş yeri ve mesai saatleri dışında, içinde tuttuğu bu eleştiride bulunmasında böyle bir sosyolojik gerçek bulunmaktadır. Esasında, sadece Facebook'daki arkadaşların görebildiği ve kapalı bir mecrada söylenen bu sözler, yurttaşların günümüzde düşüncelerini şu veya bu sebeple özgürce ifade edememelerinin bir göstergesidir.
Be. İŞVERENİN FESİH GEREKÇESİ:
İşveren, vermiş olduğu cevap dilekçesinde görüleceği gibi, işçinin fesih tarihinden önceki uyarı cezalarını, söz konusu feshin gerekçesi olarak ileri sürmüştür. Bu cezaların feshe dayanak olarak gösterilmesi müvekkil hakkında olumsuz bir profil çizmek amacını taşımaktadır. Çünkü müvekkil 2009 yılından beri aynı iş yerinde çalışmaktadır. Şayet ilk günden beri iyi niyet ve ahlak kurallarına uymayan davranışlarda bulunuyor ise iş akdinin 10 yıl sürmesi akla, mantığa ve hayatın olağan akışına uygun değildir. Dava konusu olayla işçinin fesih tarihinden önce almış olduğu uyarı cezaları arasında bir illiyet ve alaka bulunmamaktadır.
Müvekkilin sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı paylaşıma ilişkin olarak işveren, söz konusu düşüncelerin eleştiri sınırlarından çıktığını, sosyal medya üzerinden ifade edilmesinin, iş ilişkisinin devam ettirilmesi beklenemeyecek davranış olarak açıklamıştır. İşveren hangi gerekçe ve nedenle söz konusu ifadelerin eleştiri sınırını aştığını, şeref ve namusa dokunduğunu belirtmemiş, bu düşüncenin eleştiri sınırı dışında olduğunu, eleştiri sınırları dışında olduğu gerekçesiyle açıklayarak sözün gereksiz, herhangi bir ek bilgi içermeyen şekilde tekrar kullanımı adı verilen totolojik mantık hatasına düşmüştür.
Öte yandan, müvekkil işçinin kendi isteğiyle iş sözleşmesi kurması ve sözleşme kapsamında tüm haklarını bilmesine ve bu haklar ödenmesine rağmen bu paylaşımı yapması, iş yerinde huzursuzluk ve düzensizliğe sebebiyet vermesinin gerekçesi olarak sunulmuştur. Böylelikle müvekkil işçiye, sözleşmeyi kendi kurduğu gibi, kendisinin feshedebileceğini, koşulları beğenmiyorsa istifa edebileceği zımnen önerilmiş ve söz konusu ifadelerin ne şekilde ifade hürriyeti dışına çıktığı yine açıklanmayarak, sosyal medya üzerinden ifadelerde bulunulmasının başlı başına fesih gerekçesi olduğu belirtilmiştir.
Dava konusu sözler, bir insanın kavuşmayı hak ettiğine inandığı daha iyi, daha müreffeh bir hayata yönelik özlemi ve bu hayat koşullarının gerçekleşmemesine ilişkin eleştirileri, ne şekilde gerçekleşebileceğine ilişkin metaforik önermeleri içermektedir. Ancak müvekkilin salt bu eleştirel sözleri sarf etmesi, işveren nazarında iş ilişkisinin çekilemez olması için yeterli görülmüş; sözün ihtivası, altında yatan niyet, ülkenin ekonomik durumu değil, işçinin sosyal medya üzerinden düşüncelerini ifade etmesi feshin gerekçesi olmuştur.
İşveren böyle bir fesih ile, öncelikle kendisinin bir devlet vakfı olması hasebiyle, kendisine yönelik makul eleştiri sınırlarının daha esnek olması gerekirken, ağır da olsa ifade özgürlüğü sınırlarında kalan işçinin eleştirisine karşı hiçbir toleransının bulunmayışını; sonra ise halen iş yerinde çalışmakta olup, kendisi hakkında olumsuz eleştirilerde bulunan işçilere bir mesaj vermiştir.
Böylelikle işveren iş akdinin haklı nedenle feshedildiğini makul bir gerekçe ile kanıtlayamamış, müvekkilin siyasal düşüncesi nedeniyle eşit davranma ilkesine aykırı davranmış, kendi ukdesinde ifade özgürlüğünü kullanan bir işçi bulundurmayacağını gözler önüne sermiştir.
C.SONUÇ:
İşçinin emeğini ortaya koymasının karşısında aldığı ücrete yönelik eleştiriyi, İK md. 25/2-b kapsamında değerlendirilmesi, esasında işçinin sahip olduğu hakların ödenmemesi için meşru bir gerekçe olarak gösterilmeye çalışılmasıdır.
İşçinin sarf ettiği sözlerin söz konusu madde kapsamında değerlendirilmesinin mümkün olmadığını ortaya koymamız karşısında, işverenin bu sözler nedeniyle iş akdini feshetmesi, esasında işçinin sahip olduğu hakların ödenmemesi için meşru bir zemin yaratılmaya çalışıldığını gün yüzüne çıkarmıştır.
Nitekim işverenin, haklı bir nedene dayanmadığı hususu, mahkemenin de kanaatini oluşturmuş ve işçinin alacaklarının ödenmesine karar verilmiştir:


O halde, işçinin de bir birey olduğu ve ifade özgürlüğü sınırları içinde eleştiri hakkını kullanabileceğini ve bu hakkı kullanmasının İK md. 25/2-b kapsamında, işverene iş akdini fesih hakkı vermediğini, demokratik bir toplumun gereği olarak, bu ifadelere tahammül etmek zorundadır.
Not:
Bu bölümdeki analizlere konu vakıalar, avukatın sır saklama yükümlülüğü gereğince kurgusallaştırılmış ve anonimleştirilmiştir. Hiçbiri, herhangi bir vakıa için hukuki mütalaa biçiminde yorumlanıp, kullanılamaz.
Comentários